1 CELİL MEMMEDGULUZADE VE REALİTE
2 Celil Memmedguluzade Molla Nasreddin dergisiyle birlikte Azerbaycan edebiyatına realist bakış açısını kazandırmıştır. Özellikle kara mizahı karikatürlerle süslemesi kullandığı Azerbaycan Türkçesinin keskin ifafdelerini karşımıza çıkarmıştır. Molla Nesreddin dergisi 1905 Meşrutiyet’inden sonra Azerbaycan halk devriminin ruhunu doğru ifade eden en inanılır dergi gibi kabul ediliyordu.
3 Bu dergide devrim karşıtlarına karşı, irticaçılara karşı en keskin mizahlar, hacivler, taziyeler yazılıyordu. İran Şahı Muhammedali Şah'ın tahttan indirilmesi, meşrute mücahitlerinin devrimci ruhuyla ilgili, Sultan Abdülhamid'in zulmüne karşı, bolşevik ruhunda oldukça keskin ve etkili makaleler yazılıyordu.
4 Celil Memmedguluzade’yi ve Molla Nasreddin’i farklı kılan şey neydi?Dergi dönemin haksızlıklarını, cahilliklerini, eğitimsiziliği, o dönemki memurların vatandaşlara yaptıklarını keskin değil, karikatürlerle, mizahi bir dille okuruna iletiyordu. Bir nevi onları daha dikkatli davranmaya, gözlerini açmaya çalışıyordu.
5 Celil Memmedguluzade muharrirlikle beraber hikaye, dramaturg gibi de büyük ün kazanmış yazardır. “Ölüler”, “Danabaş Köyünün Okulu”, “Anamın Kitabı” gibi eserler yazarın en büyük sahne eserleridir. Mirze Celil'i herzaman düşündüren bir konu vardı. Neden gaflet uykusunda olanları uyandırmak, köy ve köylüyü istismar eden memurları ifşa etmek, din adı altında cahil, eğitimsiz insanların gözünü açmak varken pek çok yazar neden hep sevgiden, yardan, aşktan bahsediyordu.
6 Herzaman için eserlerindeki konuları gerçek hayattan aldı.O her zaman halkın arasında olmuş, halkın sevinç ve kederine ortak olmuş, örf ve adetleri ile yaşamıştır. Yazarın en büyük hocası halktı. Sırf bu yüzden yazarın eserlerinin en önemli yanı halktan esinlenmesidir. Mirze Celilin gerçekçiliğinde eleştiri ve mizah hedefi müslüman dünyasının cahil kesimidir.
7 Mirze Celil, cahilliği, eğitimsizliği kaleme aldığı kadar vatan sevgisini de eserlerinde dile getiriyordu. Örneğin, “Anamın Kitabı” adlı eserinde yazar dört perdeli piyeste aydın bir ailenin üç ferdinin İran, Rusya ve Türkiye’de eğitim gördükten sonra edindikleri bilgi birikimini Azerbaycan’daki düşünsel ve toplumsal gelişmelere adamak yerine, eğitim gördükleri ülkelerin dillerini ve kültürel değerlerini topluma benimsetme yolunda gittikleri görülüyor.
8 Rüstem Beyin kitaplarının Rusça, Mirze Mehemmedeli’nin Farsça, Semed Vahid’inkilerin de Osmanlıca olması ve bu kitaplara göre davranmaları kardeşler arasındaki düşünce ayrılığını besleyen ana unsurlardan birisidir. Kardeşlerin kendi aralarında bile farklı dillerde konuşmaları, giyim kuşamlarına bile yabancı eğitimlerini yansıtmaları onlar arasında daha sonradan hüsumet yaşanmasına yol açıyordu. Anneleri Zehra Beyim ise tüm bunların önüne geçemiyordu.
9 Yazar bu eseriyle XX. yüzyılın başlarındaki Azerbaycan gerçeğini okuruna iletiyordu.Dönemin en büyük sorununu kaleme alan yazar bütün Azerbaycan'ın oluşması için ilk önce ana diline sahip çıkmanın önemini vurguluyordu. Öz değerlerle beslenemeyen bir millet yabancı değerlerle mahvolacaktır.
10 Yazarın hikayelerindeki konular gerçek hayattan alınmıştırYazarın hikayelerindeki konular gerçek hayattan alınmıştır. Ele alınan konularda yazar halkın derdine çare arayışı içerisindedir. Yazarın hikayeleri genellikle iki kısma ayrılır: Portre hikayeleri ve hadise hikayeleri. Portre hikayelerinin büyük bir kısmında Usta Zeynal, Gurbaneli Bey, Posta Kutusu, Rus Kızı, Zırrama'da bitkin insan karakterlerinin tasviri bulunuyordu.
11 Yazar, realizmini, gerçekçiliğini hayattan esinlendiği gibi, bir taraftan Azerbaycan halkının yaşam tarzından, diğer taraftan da Mirze Feteli Ahundov yolundan giderek rus gerçekçiliği gibi yeni biçimde mizahi gerçekçiliği geliştiriyordu. O, Tolstoy, Gogol gibi yazarlardan etkileniyordu. Onlarla ilgili makaleler yazıyor, eserlerini çeviriyor, onları daima övüyordu. Ve onlar gibi okurunu uyandırmaya çalışıyordu.
12 C. Memmedguluzade, zengin Azerbaycan halk anlatıcılığıyla modern hikayeyi birleştirerek, kendisinden sonra gelen yazarlar üzerinde bugüne kadar devam eden büyük bir etkiye sahip olmuştur. Onun hikayecilikte gösterdiği en dikkate değer başarı, örf ve adetlerine bağlı, pek çoğu kalıp halinde okura sunulan bir tarzdan kurtulup "yeni hikaye dili"ni bulmuş ve kullanmış olmasıdır.
13 Yaşadığı dönemin genel olaylarının etkisiyle, daha çok sosyal gerçekçi bir hikaye anlayışını benimseyen yazar, çevre ve insan karakterlerini başarılı bir mizahi üslupla anlatıyor eserlerinde. “Danabaş Köyü” eseri buna en mükemmel örnektir. O dönemki Azerbaycan köylüsünün hayatı realist bir şekilde inceleniyordu. “Danabaş Köyünün Okulu” piyesinde yazar eğitim almayı, okulların açılmasını, halkın bilgilendirilmesini savunuyordu. Zavallı eğitimsiz halkı uyutarak onlar üzerinde büyük etkiye sahip olan burjuva aydınları esas mizah hedefiydi bu eserde.
14 “Ölüler” eserinde eğitimli, aydın fakat çevresinin büyük derdinden, eğitimsizliğinden, cahilliğinden içip içip gezen, serseri diye nitelendirilen İskender kendi halkına “ölüler” diye hitap ediyordu.
15 Yazarın o dönemde kaleme aldığı konuların bazıları günümüzde de yaşanmaktadır. Kendi dilimize, vatanımıza sahip çıkma isteği, eğitimin şart olması, din adı altında zavallı insanların sömürülmesi vb. “Gerektir milletin bedeninden mikropları kenar etmek... Yoksa ne göz yaşı dökmekle dertlere deva bulunur, ne de dualar yazdırmakla.”
16 Celil Memmedguluzade toplumdaki eşitsizliği, huzursuzluğu, sorunları ve bunalımları eserlerine yansıtırken halkın ana diline müracaat eder. Zira, Memmedguluzade toplumun millî varlığının dil ile mümkün olduğuna ve onunla varlığını sürdürebileceğine inanır.
17 Toplumların elbisesi olarak nitelendirdiğimiz dil hakkındaki görüşlerini Molla Nesreddin ( ) dergisinde ve bir çok makalesinde bazen mizahî, bazen de eleştirel bir üslûpla çok sık dile getirir. Ancak, Anamın Kitabı (1919) piyesini tamamen bu konuya ayırarak toplumun ve kültürün maruz kaldığı tehlikeleri millî bir bakış açısıyla ortaya koyar ve dili yabancı unsurlara karşı koruma ve bunlardan arındırma mücadelesi verir, zira o, dili, millî kimliği korumanın ve geliştirmenin en önemli teminatı olarak görür.
18 Celil Mehmedkuluzade, Mirza Feth Ali Ahundzade'nin açmış olduğu çığırda ilerleyerek sadece realist-demokratik-satirik edebiyat anlayışını geliştirmekle kalmamış Molla Nasreddin'in çatısı altında da bu derginin adıyla ve Ömer Faik Numanzade, Mirza Alekber Sabir, Neri-man Nerimanov, Abdürrahim Bey Hakverdili, Ali Nazmi gibi şahsiyetlerden oluşan realist - demokratik edeb'i bir mektep kurmayı da başarmıştır. Azerbaycan milliyetçiliğinin oluşmasında onun ve arkadaşlarının büyük rolü vardır.
19 ANAMIN KİTABI Dört perdeli piyeste aydın bir ailenin üç ferdinin İran, Rusya ve Türkiye’de tahsil yaptıktan sonra edindikleri bilgi birikimini Azerbaycan’daki düşünsel ve toplumsal gelişmelere hasretmek yerine, adı geçen ülkelerin dillerini ve kültürel değerlerini topluma benimsetme yoluna gittikleri görülür. Rüstem Beyin kitaplarının Rusça, Mirze Mehemmedeli’nin Farsça, Semed Vahid’inkilerin de Osmanlıca olması ve bu kitaplara göre amel etmeleri kardeşler arasındaki düşünce ayrılığını besleyen ana unsurlardan biridir:
20 “Rüstem Bey. Ana, bak, men seni lap yahşı başa salım: ne geder ki, men bu kitablara etigad eleyirem, Mehemmedeli de bu kitablara (Mirze Mehemmedelinin terefine elini uzadır) ve Semed de bu kitablara (Semed Vahide teref elini uzadır) etigad eleyirler, dehi biz ne geher ittihad edib, mehriban yola kede bilerik?” (s. 123)
21 Sözde bir hayır cemiyetinin üyeleri olan kardeşlerin farklı dillerle konuşması ve farklı kültürleri savunması aralarında hoşnutsuzluğa ve husumet doğmasına sebep olur. Bu durumdan kaygılanan anneleri Zehra Beyim ve kızı Gülbahar, kardeşler arasındaki anlaşmazlığın sebebinin aralarında dil birliği olmayışından kaynaklandığını anlayacak şuura sahiptirler.
22 Dilin düşünceyi; düşüncenin eylemi doğurması gerçeği piyeste de ifadesini bulur ve üç farklı dili konuşan ve farklı kültürlere, farklı ideallere yönelen üç kardeş birbirini görmemek için ana ocağını terk eder. Bütün uğraşlarına rağmen bu ayrılığa engel olamayan Zehra Beyim dayanamaz ve fenalaşarak yığılır kalır.
23 Piyes farklı kültürleri benimseme ve bu kültürlerin normlarını, değer yargılarını içinde yaşadığı topluma empoze ederek kültür asimilasyonunun halkalarını oluşturma çabaları ve bu çabalara bir başkaldırı şeklinde özetlenebilir. Piyeste farklı kültürlere yöneliş, üç ayrı ülkede tahsil görmüş kardeşlerin kullandıkları üç farklı dil ve bu dillerle geliştirilmiş düşünceler ve sahip oldukları kitaplar ile kendini gösterir.
24 Bu bağlamda piyesi dönemin Azerbaycan’ında kimlik bunalımına ayna tutan bir eser olarak nitelendirmek yanlış olmaz. Zira; Rusya, İran ve Türkiye’nin kültür dairesindeki Kafkasya ve dolayısıyla da Azerbaycan bu ülkelerle siyasî ve kültürel bakımdan doğrudan etkileşim içindedir. Ülkedeki bazı aydınlar ve gençler için bu üç ülke çeşitli gerekçelerle iktisadî ve kültürel gelişmenin, bir başka deyişle uygarlığın önemli referansı olarak görülürler.
25 Dolayısıyla, gençlerin yüksek öğrenim görmek için gittikleri yabancı ülkelerden dönüşlerinde, edindikleri bilgi birikimi yanında bazı kültürel değerleri de benimsemiş oldukları sıkça görülür. Bu cümleden hareketle, XX. yüzyıl başlarında yoğunluk kazanan yurt dışında eğitim sürecinde aydınların önemli bir kısmı birbirine zıt kültürel değerler ve siyasal düşüncelerle donanmış olarak Azerbaycan’a dönerler. Bu durumun yanı sıra, dillerinin de yabancılaştığı görülür.
26 Oysa, Memmedguluzade’nin ifade ettiği gibi “insan öğrendiği her bir dilden kendi halkının, vatanının hayrı için istifade etmeyi bilmelidir.” Piyeste yer alan hemen her şahıs bir değerin, bir kıymetin ya da bir kavramın sembolü gibidir. Üç kardeş başkalaşmayı, yabancılaşmayı simgelerken, anne Zehra Beyim Azerbaycan’la, Zehra Beyim’in kızı Gülbahar Azerbaycan toplumuyla ve çobanlık yapan Genber, Gurban ve Zaman da Azerbaycan Türkçesiyle özdeşleşirler. Kardeşlerin ana ocağından ayrılmaları ise ülkenin bölünme ve parçalanma kaygısının dışa vurumudur.
27 Daha açık bir ifadeyle, bir yanda zahiren Rusya, İran ve Türkiye’yi sembolize eden üç kardeş yoğun bir düşünsel ve kültürel çatışma içindeyken, bunları sürekli birlik ve dayanışmaya çağıran anneleri Zehra Beyim’in kimliğiyle Azerbaycan’ın ulusallığına ve toplumsal kıymetlerine sahiplenmeye davet vardır. Dramaturg başkalaşmaya karşı şiddetli bir tavır içindedir. Bu, annenin ve genç kızın davranışlarında açıkça görülür. Üç kardeşin sürekli birbirleriyle çatışma hâlinde olması adı geçen ülkelerin birbirlerine politik yaklaşımlarıyla yakından ilintilidir.
28 Dönemin toplumsal sancılarından birini yansıtan piyeste birleşmenin ve güçlü olmanın yegâne mekânı ana ocağı, yani Azerbaycan’dır. Ananın düşüncesinde dili korumak önemli yer tutar. İnsanları anlaştıran, kaynaştıran, düşünceleri geliştiren ve topluma ışık olan dil korunmadıkça bireyler arasındaki yabancılaşma topluma da yansıyacak; yerli kıymetlerle beslenmeyen düşünceler dejenere bir toplumun ortaya çıkmasına sebep olacaktır. Bu durum, bir bakıma, gelişmemiş ülke toplumlarının temayüllerine ayna tutan önemli bir saptamadır.
29 Ulusal kimliği şekillendirmede model alınacak toplumun özelliklerini kendi toplumuna uyarlamak düşüncesinden ortaya çıkan bu davranış biçimi kimlik bunalımının tortulu bir ürünüdür. Bu gerçeği bilen Zehra Beyim’in, oğullarını ana ocağına, sükûnete ve dayanışmaya davet eden yakarışları, haykırışları ve ölümü, âdeta dönemin Azerbaycan’ının âkıbeti gibidir: “Size kelen gada- bala mene kelsin, ay balalarım, savaşmayın!” (s. 112)
30 “Bala, bunu hara yığışdırırsan. Olmaz, olmaz“Bala, bunu hara yığışdırırsan? Olmaz, olmaz! Deyesen buradan köçmek isteyirsen? Goymanam, özümü öldürrem! Olmaz, köçmek olmaz! Siz burada hamınız bir yerde yazımlısınız, ayrıla bilmezsiniz; yoksa vallah bağrım çatlar!” (s. 115), “Semed, bala, sen ne gayırırsan? Niye yığışdırırsan? Yoksa sen de köçmek isteyirsen? Buy, evim yıkıldı! Aman Allah, menim başıma kül elensin! Allah, meni öldür, öldür, öldür! (s. 115), “Bala, senin men gadanı alım. Senin ne bir künahın var ki, men senin künahından geçem? Sen meni incitmemisen. Sen birce gardaşlarından ayrı düşme, men ölenden sonra da, gebirde de sene duaçı olum, ay Rüstem bala! (s. 123),
31 “Bala, ayaglarının altında ölüm, gardaşlarından ayrılma. ” (s“Bala, ayaglarının altında ölüm, gardaşlarından ayrılma.” (s. 124), “Üreyim, üreyim üç yere bölüne, üç tike ola, her tikesi de bir terefe çıkıb kede, onda dehi üreyim parçalanar, ölerem. Gızım, pes menim üreyim üç parça olsa, sen ne elersen?! Gızım, anasız galarsan.” (s. 125).
32 Rusya’da öğrenim gören Rüstem Bey nişastalı yakası ve kolları kolalanmış gömleği, üzerinde yeleği, boynunda boyunbağı, gözlerinde gözlük ve başı açık olarak piyeste yer alır. Mirze Mehemmedeli başında İran börkü, uzun İran kıyafeti, şalvar, beyaz çorap, elinde tesbih, asık suratlı bir görüntü verir. Semed Vahid ise başında kırmızı fes, beyaz yakalı gömlek, yelek ve boyunbağıyla İstanbul’da öğrenim görmüş aydın tipini simgeler. Üç kardeşin giyim-kuşamlarına yansıyan düşünce ve eylemleri başka medeniyetlerin zahirî unsurlarını topluma empoze etmek şeklinde ortaya çıkar
33 Rüstem Bey, Mirze Mehemmedeli ve Semed Vahid giyim- kuşamlarıyla, davranışlarıyla ve kullandıkları dil itibariyle Recaizade Mahmut Ekrem ( )’in Araba Sevdası (1896) romanındaki Bihruz Bey karakteriyle bir çok bakımdan örtüşürler. Bir başka ifadeyle, piyeste üç değişik züppe söz konusudur.
34 Her üç tip de eğitim gördükleri ülkelerin diliyle iletişim kurmaya, sanat ve edebiyat yapmaya çalışmakta; bu ülkelerin kültürel değerleriyle Azerbaycan toplumuna yön vermeyi amaçlamaktadırlar. Ancak, Bihruz Bey karakterindeki komik unsurlar burada traji-komik sonuçlara yol açan davranışlar ve düşünceler şeklinde kendini gösterir. Memmedguluzade, başkalaşmayı ya da farklı kültür değerlerini benimsemeyi gözden düşürmek için piyeste bu düşünce sahiplerini gülünçleştirme yoluna gider.
35 Kardeşlerin veya arkadaşlarının sarf ettiği anlaşılmaz sözlerin sık sık kahkahalara, alaycı gülüşmelere ve itirazlara yol açması, bu şahısların uğraşlarının boş olduğunu gösterme amaçlıdır. Bununla birlikte, bu tiplerin birbirleriyle münasebetleri güldürü yanında gerilim ve çatışma doğuracak ve ayrımcılığı körükleyecek unsurlar içerir. Kısaca, Bihruz Bey toplumsal başkalaşım özleminin komik ve gülünç bir bireyi olarak sembolleşirken piyesteki tipler çatışmanın sembolü hâlindedirler.
36 Öte yandan hayır cemiyetinin toplantısında dil konusundaki anlaşmazlık toplumsal ayrışmanın önemli bir misali olarak dikkatleri çeker: “Rüstem Bey. Gospoda, zasedanie obyavlyau otkrıtım. Mirze Zeynal. (Durur ayağa ve yumrugunu silkeleye silkeleye, acıglı) Ağalar, ana dilinden başga burada özke dil danışmag olmaz. Ana dili, ana dili. Türk dili, milli dil.” (s ) ....
37 “Hüseyin Şahid. ... Yeter, az evvel alçagca burakıb sovuşduğumuz torpaglar, yeter! Evet, çocuglar, kadınlar, irkekler, yeniler bu torpagdan çıkıb, yavuglusuna govuşmuşdu. Kartlaşmış gollarını üç- beş mızrag boyu ötedeki binaların üstüne gadar salan bol kölgeli sokakların dibinde kümleyen davulların sesi çocugların düyününü bildiriyordu. İşte kelebekler kimi garlar düşüyor, Sanki bir nur eniyor her fidana, Lakin eylence olurken adana, Yavru çocuglar üşüyor!
38 Ağalar, bu deyilmi milli edebiyat. Bu deyilmi milli Türk lisanı. (Ağalar, bu deyilmi milli edebiyat! Bu deyilmi milli Türk lisanı! (... Cemaatdan külen de var ve tek-tek çepik çalan da var.) (s ) .... “Zehra Beyim. (Gülbahara). Gızım, bu adamlar ne danışırlar? (s. 105). “Mirze Behşeli. E’zayi-kiramdan üzr isteyirem ki, zeylde me’ruzeyi- müheggerim ağayani-büzür-küvarın derdi-serine şayed sebeb ola. ...” s. (106).
39 “Mirze Mehemmedeli. Fesli-nozdehhüm der beyani-küsuf ve hüsuf; ye’ni ayın ve künün tutulmağı...” (s. 107). Memmedguluzade’nin Ölüler piyesinde değindiği Fars kültürünün toplum üzerindeki olumsuz etkileri (Şerif, 1986: 386) Anamın Kitabı’nda iyice zirveye çıkar. İran’da aldığı dinî eğitim sonucunda bilimi ilahî güçlere dayandıran Mirze Mehemmedeli “Hudavendi-alem, belayi-nagehan, misli- velveleyi-serf-esiman, zelzeleyi-sethi-hakidan, ma-teagebel- melevan” (s. 93) gibi Farsça terkiplerle düşüncelerini ortaya koymayı yeğlerken, Rüstem Bey vestkad, vobros (102), zasedaniya smetan, priblizitelno, klas, raznoreçiy (103), “Gaspoda, zasedanie obıyavlyu zakrıtım” (109) gibi kelimeler ve cümlelerle Rusçaya; Semed Vahid de “İrkekler, hayda arkadaşlar!” (s. 93), “bene galıyorsa” (s. 95), “izdivaci- niyyet” (s. 97), “Çocug ağlamasın, ben şe’r yazıyorum”, “Çocuklara öyrediyorlar” (s. 100) gibi ifadelerle Türkiye Türkçesine yönelir.
40 Bir soruşturma esnasında üç kardeşin adlarını farklı söylemeleri toplumdan ayrışmanın düşüncelerine ne ölçüde nüfuz etmiş olduğunu gayet açık gösterir: “Rüstem Bey. Rüstem Bey Ebdülezimof. Mirze Mehemmedeli. Mirze Mehemmedeli helefi-merhum Ağa Ebdulezim. Semed Vahid. Ebdülezimzadeyi Semed Vahid.” (s. 116).
41 Zehra Beyim’in, Gülbahar’ın ve çobanların dil konusundaki birlik ve beraberlik düşüncelerini ortaya koyan pastoral ifadelere piyeste sık rastlanır. Bu şahıslar başkalarıyla ilişkilerinde veya kendi aralarındaki sohbetlerde toplumun anlayacağı bir dil, sade bir Türkçe kullanırlar: “Genber. Hanımcan, bizim goyunçulug bir terefden közel peşeli. Hemişe kezdiyimiz ve yaşadığımız yerler çemenler, laleli ve çiçekli dağlar, daşlar; içdiyimiz nedir? Bulag suları ve pak goyun südü. ...” (s. 114).
42 Bu durum Memmedguluzade’nin başkalaşan aydınlara bir başkaldırısı olarak nitelendirilebilir. Bu başkaldırının en büyük dayanağı sade Türkçe kullanılmasını özendirmenin yanı sıra eylem ve çılgınlıktır. Piyeste kültürleri sembolize eden kitapların imhası kaynak kültüre dönüş çabalarının en önemli aşaması olur.
43 Öte yandan, Memmedguluzade’nin kadın hakları ve hukuku kapsamında sıkça eleştirdiği kadının eşini seçebilme özgürlüğünden mahrum oluşu da piyeste olay örgüsünün önemli bir unsuru olarak yer alır. Kardeşler arasındaki çatışmanın ilk ciddî başlangıcı Gülbahar’ın evliliği konusunda ortaya çıkar. Simgesel ifadelerden hareket edildiğinde bu çatışma piyeste Azerbaycan toplumunun yabancı kültürlerle tanıştırılması arzusunun ilk adımı olur.
44 Gülbahar’ın kocaya verilmesi hususunda Rüstem Bey eski âdetlerden vaz geçilmesi gerektiğini söylemekle birlikte Rus dilini ve kültürünü benimseyen arkadaşı Aslan Bey ile evlendirilmesinin uygun olacağını ifade eder (s. 91). Mirze Mehemmedeli bu konuda kaderci bir yaklaşım sergiler. Ona göre evlilik kısmet kavramı ile yakından ilişkilidir. Bununla birlikte kız kardeşinin kendi arkadaşıyla evlenmesini ister (s. 91).
45 Semed Vahid de eş seçmekte Gülbahar’ın özgür olduğunu dile getirir; ancak, bu eşin kendi arkadaşı olması gerektiğini ilâve eder. Toplumun aydın kesimini oluşturan bu insanların görüşlerinde samimi bir tekâmül olmadığı açıkça görülmektedir. Öte yandan Genç kızı yabancılara vermek Azerbaycan’ı âdeta başkalarına teslim etmekle eş anlamlıdır. Toplumun özü olan Gülbahar’ın bu isteklere boyun eğmeyişi toplumun yabancılaşmaya direndiğinin işaretidir.
46 Oğullarının ayrılığına dayanamayarak vefat eden Zehra Beyim’in koltuğunun altındaki kitapta babanın oğullarına birkaç cümlelik vasiyeti vardır. Bu vasiyet piyeste dili, kültürü, kimliği, birlik ve beraberliği korumanın gerekliliğini ortaya koyan en önemli icraat olarak dikkatleri çeker: “Tarihi-hicrinin min iki yüz doksan dördüncü ilinde, rebiüs- saninin on ikisinde, seşenbe künü, sübh ezanından yarım saat keçtikde yoldaşım Zehranın cisminden bir parça gopub ayrıldı ki, ibaret olsun Rüstem balamdan.
47 Biçare övretin cisminin galanından kene tarihi-hicrinin min iki yüz doksan dogguzuncu ilinde, ramazanın beşinde, pencşenbe künü, akşamdan üç saat keçdikde kene bir parça ayrılıb gopdu. Haman kün oğlum Mehemmedeli anadan oldu. Yazıg Zehranın galan cismi kene bir defe parçalandı. Bu da vage oldu haman tarihin min üç yüz dördüncü ilinde, cemadiel- evvelin on beşinde, çaharşenbe künü, kün orta zamanı ki, haman kün balamız Semed dünyaya keldi.
48 Bundan da bir neçe il sonra bahtı-gara övretin galan yarım canından kene bir parça gopdu ki, adını Gülbahar goydug. Bu da vage olub haman tarihin min üç yüz onuncu ilinde, şevvalın iyirmi birinde, cüme akşamı, sübh vaktı. Yer, köy, aylar ve ulduzlar köylerde seyr edib keze keze kene evvel-ahır künün başına dolanırlar; çünki bunlar hamısı gedim ezelde künden gopub ayrılmış parçalardır.
49 Men etigad edirem ki, menim de balalarım dünyada her yanı kezib dolansalar, kene evvel-ahır anaları Zehranın etrafında kerek dolanalar; cünki ay ve ulduz şemsin parçaları olan kimi, bunlar da analarının ayı ve ulduzlarıdır. Vay o kesin halına ki, tebietin hemin ganununu pozmak isteye! Onun insafı ve vicdanı ona müdamül- heyat eziyet edecek; ne geder canında nefes var, peşiman olacak.” ( ).
50 Celil Memmedguluzade piyeslerinde güldürmek veya endişelendirmekle yetinmez; o, aynı zamanda güzel arzuların ve geleceğe dair ümitlerin de yeşermesine gayret gösterir (İsrafilov, 1964: 171). Anamın Kitabı’nda Rüstem Beyin aşağıdaki özeleştirisi bütün olumsuzluklara rağmen bu ümidin ifadesidir:
51 “ Hele indiye kimi halg bir şeyi başa düşmürdü“ Hele indiye kimi halg bir şeyi başa düşmürdü. İndiye kimi halg deyirdi: merheba Ebdülezimin oğlanlarına! Maşallah, biri Peterburgda elm tehsil edib, biri İstambulda, biri Necefül-Eşrefde. Üçü de, maşallah, okuyub alim olub. Amma bundan sonra ağızlarda söylenecek ki, haman üç alimlerin biri (Mirze Mehemmediliye işare edir) hüsuf-küsuf duası yazır; biri (Semed Vahide bakır) mefailün feilatün; biri de ... (özüne bakır), vallah, men özüm de heç başa düşmürem ki, men neçiyem. ...” (s. 122).
52 Piyes öze dönüşün özlemini dile getirirPiyes öze dönüşün özlemini dile getirir. Başkalaşmanın topluma bir yarar sağlamayacağını vurgulayarak aydınları dile, kültüre ve toplumsal sorunlara karşı duyarlı olmaya çağırır. Memmedguluzade’ye göre sanatkâr, yazar, edebiyat adamı ve aydın insan devrin ilerici fikirlerine hizmet etmeli, belirli bir dünya görüşüne sahip olmalıdır
53 ancak, bu nitelikler ana dille ifadesini bulduğu takdirde toplum yararına gelişme söz konusudur. Aksi durumda ise toplumun taklitçi veya müstemleke olma ihtimali her zaman vardır. Bundan dolayı dramaturg ana diline, Azerbaycan Türkçesine büyük ihtimam gösterir. O, dilde milliyetçiliği Azerbaycan Türkçesine hürmet duymakta, onun bütün zenginliklerini, bütün güzelliklerini ortaya çıkartmakta görür
54 Dramaturg her bakımdan ana dile ve kaynak kültüre yönelmeyi, onlara sahip çıkmayı toplumsal kimliğin korunmasında ve gelişmesinde en vazgeçilmez unsurlar olarak belirler. Bu yönüyle piyes Azerbaycan’da dil, kültür ve kimlik şuurunun gelişmesinde önemli bir yer tutar.