1
2 MÖ 1. yüzyılda Augustos önderliğinde kurulan Roma İmparatorluğu, Akdeniz’de hüküm sürmüştür ve dünyanın en büyük imparatorlukları arasında yer almıştır. 375 yılında Kavimler Göçü ile yaşadığı büyük karmaşanın ardından 395’te Doğu Roma ve Batı Roma adı altında iki ayrı devlete bölünmüştür. Batı Roma, 476’daki Germen saldırısı sonucu yıkılırken, Doğu Roma (Bizans İmparatorluğu) 1453 tarihinde Fatih’in İstanbul’u fethiyle yıkılmıştır. *İlk başlarda Roma Cumhuriyeti olarak teşkilatlanan Roma İmparatorluğu’nun kim tarafından kurulduğu kesin olarak bilinmemektedir. En çok bilinen Roma hükümdarlarından biri Jül Sezar’dır. Romalı asker ve lider olan Sezar, dünyanın en önemli insanları arasındaki yerini almıştır. “Hayat boyu imparator” unvanını alan Sezar’ın diktatörlük anlayışı Roma Cumhuriyeti’nin resmî yasalarıyla uyuşmamıştır. Çünkü kendisi devlete monarşik bir yapı kazandırmak istemiştir. İmparator Sezar, Roma Cumhuriyeti’ni merkezileştirme çabasında olmuştur ve Sezar’ın kendi monarşi yönetimini kurmasından korkan senatörler bu durumdan endişelenmiştir. Vaktiyle Sezar’ın affettiği kişilerin de aralarında bulunduğu bu senatörler kendisine karşı suikast planı hazırlamışlardır. Sezar 15 Mart 44 (MÖ) yılında senatörleri tarafından hunharca bıçaklanarak katledilmiştir. Sezar, ölmeden önce bu suikastçıların arasında en güvendiği kişi Brutus’ü de görmüş ve “sen de mi Brutus” demiştir Sezar (Brutus, bazı kaynaklara göre Sezar’ın üvey oğlu bazı kaynaklara göre de gerçek oğludur). Bugün bile beklenmedik insanlardan gelen tepkiler sırasında söylenen ünlü sözünü bu şekilde söylemiştir.
3 Julio-Claudian Hanedanı (14-68) - Tiberius (14-37) - Titus (79-81) - Domitianus (81-96) Antoninler (96-180): Beş İyi İmparator Dönemi - Nerva (96-98) - Trajan (98-117) - Hadrianus (117-138)- Antoninus Pius (138-161) - Marcus Aurelius (161-180) Commodus (180-192) - Seceruslar Hanedanı (193-235) - Üçüncü Yüzyıl Krizi (235-284) Diocletianus ve Tetrarşi (235- 284) - Konstantin ve Oğulları (305-363) - Julianus ve Jovianus (361-364) - Valentinianus Hanedanı (364-392) - Theodosius Hanedanı (379-457) Roma İmparatorluğu 395 yılına gelindiğinde pek çok anlamda sıkıntılı dönemler yaşamıştır ve bu sıkıntılara dayanamayan imparatorluk, 395’te Doğu ve Batı Roma Devleti olarak ikiye bölünmüştür. Roma İmparatorluğu’nun son yöneticisi ise İmparator Theodosius olmuştur. Doğu’nun imparatoru; Theodosius’un oğlu Arcadius, Batı’nın imparatoru ise Theodosius’un diğer oğlu Honorius olmuştur. Doğu Roman’nın başkenti Konstantinopolis; Batı’nın başkenti ise önce Milano, sonra ise Ravenna olmuştur. Roma İmparatorluğu’nun çöküşünde etkili olan ana nedenleri şu şekilde sıralamak mümkündür. Valilerin isyanı Maddi sıkıntılar Uzun süren savaşlar Hristiyan halkın isyanı Ücretli askerlerin ayaklanması Kavimler Göçü ile Batı’ya kaçan kavimlerin Roma ordusunu çökertmesi.
4 Batı ve Doğu Roma’nın Çöküşü: Batı Roma’da kurulduğundan beri istikrarlı bir yönetim sağlanmamıştır. Devleti, imparatordan ziyade magister, patrici diye adlandırılan askerler yönetmiştir. 410 yılından itibaren ise, Batı Roma; Vizogotların ve Vandalların saldırısına uğramıştır. 475’te Julius Nepos imparator olduktan 1 yıl sonra magister Flavius Orestes isyan çıkarmıştır. Roma İmparatorluğu’nun başına Romulus Augustus geçirmiştir. 476 yılına gelindiğinde magister Orestes’in emri altında bulunan ve İtalya’dan toprak isteyen Germen askerler ayaklanma çıkarmışlardır. Germen Kralı Odoacer’ın da içlerinde bulunduğu ayaklanma, Orestes’in idamıyla sonuçlanmıştır. Kral Odacer İtalya’yı ele geçirmiş ve Batı Roma İmparatorluğu’nun varlığı sona ermiştir. Batı ve Doğu Roma’nın Çöküşü Doğu Roma ise, 6. Asırda İmparator Jüstinyen izlediği doğru stratejiler sayesinde Ostrogotlardan İtalya’nı bir kısmını, Vandallar’dan da Kuzey Afrika’yı almayı başarmıştır. Doğu Roma, Batı Roma’dan 10 yüzyıl fazla yaşamayı başarmıştır. 1453 yılında Osmanlı Padişahı Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethiyle birlikte Doğu Roma İmparatorluğu da sona ermiştir. Bu tarihi takiben Yunan milletleri tarafından Bizans İmparatorluğu’nu tekrar canlandırmayı amaçlayan Megali İdea gibi bazı planlar yapılmışsa da bu planların hiçbiri gerçekleşmemiştir. Kurtuluş Savaşı’nda Türk milletinin Yunanlılar karşısında aldığı büyük galibiyet sonucunda bu düşünce tarihe karışmıştır.
5 Roma Sanatı; İlk Çağda Romalıların kurduğu imparatorluk, beş yüz yıla yakın sürmüştür. İmparatorluğun sınırları batıda Atlas Okyanusu’ndan, doğuda Fırat Nehri’ne kadar tüm Akdenizi içine almaktaydı. Bu imparatorluk, MS 395 yılında ikiye ayrılmıştır. Batı Roma 476 yılında yıkılmış, Doğu Roma (Bizans) ise 1453 yılında Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u alması ile son bulmuştur. İlk yıllarda Helenistik Dönem kültürüyle iç içe bir görüntü yansıtan Roma sanatı, başlangıçta Roma kent sanatı olarak ortaya çıkar. Ülkenin büyük bir imparatorluğa dönüşmesiyle de Bizans ve Avrupa’yı etkileyecek olan görkemli bir imparatorluk sanatı yaratılır. Görkemli Roma sanatının, ortaya çıkmasında en büyük etken, Roma Devleti’ni yönetenlerin büyük çoğunluğunun sanatı ve sanatçıyı koruyan, sanat yapıtları üretilmesini destekleyen kişiler olmasıdır. 1. Mimari Romalılar taş, tuğla ve mermer malzeme kullanarak birçok mimari yapıt ortaya koymuşlardır. Önceleri Et-rüsk (İtalya’da Romalılardan önce kurulan bir medeniyet) taş işçiliğini ve yapı tekniğini kendilerine örnek alan Romalılar, zamanla kireç harcını bağlayıcı öge olarak kullanmışlardır. Kireç harcı, kemer ve kubbe yapım tekniğinin gelişmesine, geniş alanların üzerlerinin örtülmesine, dolayısıyla da geniş mekânlı, kubbeli, büyük (anıtsal) yapıların inşa edilebilmesine olanak sağlamıştır.
6 Kemer, kavisli olarak örülen, iki ayağı birbirine bağlayan, bir açıklığı geçmek için kullanılan taşıyıcı mimari ögedir. Pantheon Tapınağı, kubbeli olarak yapılan önemli yapılardan biridir. Bu tapınak bütün tanrıların evidir. Hristiyanlığın ilk yıllarında kiliseye çevrilmiştir. Kubbenin ortasında yer alan yuvarlak bir açıklıktan gökyüzü görülür. Bu tapınak, sonradan inşa edilen birçok yapıya örnek olmuştur. Roma Döneminde Anadolu’da da birçok tapınak yapılmıştır. Bu tapınakların en tanınmışı, Ankara’daki Augustus (Avgustus) Tapınağı’dır. Augustus Tapınağı, dikdörtgen planlıdır. Tapınağın kısa kenarında sekiz, uzun kenarında ise on beş sütun bulunmaktadır. Sütun başlıklarının Korint nizamında olduğu sanılmaktadır. Hristiyanlığın yaygınlaşmasından sonra tapınak kiliseye dönüştürülmüştür. Augustus Tapınağı, Yunanca ve Latince yazıtları nedeniyle ayrı bir öneme sahiptir. Anadolu’daki diğer Roma tapınakları arasında Efes’teki Domitianus (Domitiyanus) Tapınağı ve Kütahya Çavdarhisar’daki Zeus Tapınağı sayılabilir. Roma mimarisinde görülen teknik gelişmeler, sivil mühendislik alanında birçok yapıların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bazilika: MÖ 2. yüzyıl başlarında Roma mimarlığının yarattığı bir yapı türüdür. İçinde alışveriş yapılan çarşılarla mahkeme binaları yer alır. Roma bazilikaları, Hristiyanlığın ilk dönemlerinde ortaya çıkan bazilikalardan kullanım olarak çok farklıdır. Hristi-yan bazilikalarının dinsel amaçlı olarak kullanılmasına karşılık Roma bazilikaları, günlük yaşamda halkın işleri için kullanılmıştır.
7 Forum: Roma kentinde devlet işleri ile özel işlerin görüşüldüğü bir merkez olan ve halkın toplandığı alanlardır. Yunan sanatında görülen agora ile aynı işlevi görmektedir. Forumların ekonomik (pazar alanı, çarşı) siyasal (halkın toplandığı yer, bir tür kent meclisi) ve dinsel işlevleri vardır. Genellikle kent merkezinde bulunan forumların en ünlüsü Roma’daki Forum Romanium’dur. Taklar: Roma mimarisinin önemli örnekleri olan taklar, dinsel törenlere bağlı olarak ortaya çıkmış, zamanla bir zaferin anısını yaşatmak amacı ile kentlerin veya forumların girişlerine yapılmışlardır. Kubbe; kare, sekizgen ve yuvarlak tabanlı yapıların üzerini örten, yarım küre biçimindeki mekân örtüsüdür. Roma Döneminde, Yunan yapı türlerinin yanı sıra halkın gereksinimlerine göre sanat yapıtları geliştirilmiş ve yeni yapı türleri ortaya çıkmıştır. Bunlar arasında su kemerleri, bazilikalar, hamamlar, taklar sayılabilir. Tapınaklar: İlk Roma tapınakları, plan olarak Yunan tapınaklarına benzer. Bir Roma tapınağı; yüksek bir kaide üzerinde, dikdörtgen planlı cella ile önündeki geniş merdivenli bir portikten oluşur. Yapı malzemesi genellikle taştır. Sütun başlıkları genellikle Korint nizamındadır. Fransa’daki Nimes (Nim) Tapınağı bu tür tapınaklara önemli bir örnektir. Romalılar, Yunanlılardan farklı olarak yuvarlak planlı tapınaklar da yapmışlardır. İlk kez Roma mimarisinde görülen bu tapınaklarda, korint başlıklı sütunların taşıdığı bir portik ve üstü kubbe ile örtülü cella yer alır. Yuvarlak planlı tapınakların en önemli örneği, Roma’daki Pantheon (Panteon) Tapınağı dır. Takların üzerinde çoğu zaman imparator ve ailesinden kişilerin heykel ve kabartmaları bulunurdu.
8 Roma’da-ki Tiberius Zafer Takı önemli bir örnektir. Ayrıca Anadolu’da Antalya, Side ve Perge gibi yerlerde Romalılardan kalma birçok tak bulunmaktadır. Su kemerleri: Romalıların en önemli mimari yapılarından olan su kemerleri, kentlere su getirmek için yapılmıştır. Uzak yerlerde bulunan sular, bu kemerler sayesinde çukurlar aşılarak kentlere kadar getirilmiştir. Roma mimarisinin tüm tekniklerini üstünde toplayan su kemerlerine en güzel örnek, İstanbul’da Şehzadeba-şı ile Fatih semtleri arasında uzanan Valens Su Keme-ri’dir. Bu kemer, günümüzde Bozdoğan Kemeri olarak bilinmektedir. Hamamlar: Romalılar halka açık birçok hamam yapmışlardır. Güney İtalya’da çok sayıda sıcak su kaynağının bulunması, bu mimari türünün gelişmesinde önemli rol oynamıştır. Hamamlar; soyunma yeri, ılık, sıcak ve soğuk yıkanma salonlarından oluşurdu. Hamamların ısıtılması şöyleydi: Duvarların içine toprak künkler yerleştirilir veya yıkanılan bölümlerin altında boşluklar oluşturulurdu. Külhanda yakılan ateşin ısıttığı sıcak hava, bu künklere veya boşluklara verilerek hamamın ısıtılması sağlanırdı. Külhan, eski hamamlarda, hamamın içini ve sularını ısıtmak amacı ile yakılan ateşin bulunduğu yerdir. Hamamın içinde yıkanma ve soyunma bölümlerinden başka çeşitli avlular ve kitaplık bulunurdu. Anadolu’daki Roma hamamlarına örnek olarak Mile-tos’taki Faustina Hamamı ile Ankara’daki Roma Hamamı kalıntıları verilebilir. Anadolu dışındaki Roma hamamlarının en tanınmış örneği, Roma’daki Caracalla (Karakalla) Hamamı’dır.
9 Amfiteatr: Romalıların, gladyatörlerin vahşi hayvanlarla döğüşleri için kullandıkları bir yapı türüdür. Amfiteatr iki bölümden oluşur: Birinci bölüm arena denilen, kumla kaplı elips biçimli bir alandır; ikinci bölüm ise bu alanı kat kat basamaklar hâlinde çepeçevre kuşatan oturma yerleridir. Yalnızca Roma mimarisine özgü olan bu yapıların, Anadolu’daki sayısı yok denecek kadar azdır. Anadolu dışındaki amfiteatrların en tanınmışı Roma’daki Collesseum (Ko-lezyum)’dur. Tiyatrolar: Roma tiyatroları da Yunan tiyatroları gibi üç bölümden oluşmuştur: Sahne, yarım daire biçiminde basamaklı oturma yerleri, yarım daire biçiminde meydan (Yunan tiyatrosunda bu meydan daire biçimindeydi.). Roma tiyatrolarında Yunan tiyatrolarından farklı bazı özellikler görülür. Roma tiyatroları, Yunan tiyatrolarına göre daha büyük boyutta yapılmıştır. Ayrıca Roma tiyatrolarında üç bölüm ayrı ayrı düşünülmemiş; sahne binası, yan duvarlar, koridorlar ve oturma basamakları birleştirilerek mimari bir bütünlük sağlanmıştır. Bunun yanı sıra tiyatroların cepheleri oldukça gösterişli olup iki veya üç kat hâlinde yükselen sütunlarla süslenmiştir. Romalılar, geliştirdikleri mühendislik bilgisi sayesinde tiyatroların oturma sıralarını yerleştirmek için bir yamaç aramaya gerek duymamışlar, tiyatrolarını istedikleri yerlerde kurmuşlardır. Anadolu’daki Roma tiyatrolarına örnek olarak Aspendos ve Side tiyatroları verilebilir. Stadion (Stadyum): İçinde atletik oyunların (özellikle koşuların) oynandığı ve çeşitli yarışmaların yapıldığı alanlardır. Roma stadionları, ince uzun bir arenayı üç yanından çevreleyen oturma sıralarından oluşurdu. Anadolu’da Efes, Bergama (İzmir); Miletos ve Priene (Aydın)’de stadion kalıntılarına rastlanmıştır. Evler ve saraylar: Roma evleri, atrium denilen sütunlu bir iç avlunun etrafında bulunan odalardan oluşmaktaydı. Genellikle üstü açık olan atriumun ortasında bir havuz, yanlarında yemek ve yatak odaları, daha geride ise bir bahçe bulunurdu. Evlerin yer döşemeleri mozaik (ince kum, çimento ve küçük mermer parçalarından oluşan karışımla yer döşeme tekniği), duvarları ise freskolarla süslüydü. Anadolu’daki Roma evlerinin en güzel örnekleri Efes’te (Yamaç Evleri) ve Zeugma (Nizip, Gazian-tep)’da bulunmaktadır.
10 2. Heykel ve Kabartma Sanatı Roma heykeltıraşlığı, mimari kadar gelişmemiş ve daha çok Yunan heykeltıraşlığının etkisi altında kalmıştır. Romalılar, yapılarını süslemek ve koleksiyon oluşturmak için Yunanistan’dan çok sayıda heykel getirmişler; ancak zamanla bunlar yetmeyince bu heykelleri kopya ederek çoğaltmışlardır. Romalıların heykel alanında en başarılı oldukları alanlar, portre heykeller ve tarihsel kabartmalardır. Romalılarda portre heykel sanatının gelişmesinin en önemli nedeni dinsel törenlerdir. Romalı heykeltıraşlar, başta imparator ve ailesi olmak üzere askerlerin, devlet adamlarının portre heykellerini yapmışlardır. Yunan heykellerinde; tanrı ve tanrıçaların konu olmasına karşın, Roma heykelinde insanın işlenmesi önemli bir farktır. Romalılar, tarihsel kabartmalarda kazandıkları askerî zaferlerin öykülerini anlatmışlardır. Ayrıca tanrılar ve günlük yaşamdan alınan konular da kabartmalarda işlenmiştir. Bu kabartmalar çeşitli sütunlara, taklara, la-hitlere ve mezar taşlarına yapılmıştır.
11 İstanbul’da Cerrahpaşa semtinde yalnızca kaidesi kalan Arcadius (Arkadyus) Sütunu’nun orijinalinde zengin kabartmaların bulunduğu bilinmektedir. Türkiye’deki çeşitli müzelerde bulunan lahitlerde de Roma Dönemine ait kabartmalar bulunmaktadır. Bu kabartmalı lahitlerin en tanınmışı Konya – Beyşehir yolunda bulunan Herakles Lahdi’dir. Lahdin dört yüzünde çeşitli figürler kabartma olarak işlenmiştir. Ayrıca Hierapolis (Pamukkale, Denizli) antik kentinde de Roma Dönemine ait kabartmalı birçok lahit bulunmuştur. Anadolu dışındaki Roma kabartmalarının en tanınmışı Titus Zafer Takı kabartmalarıdır. Roma’daki Forum’da bulunan bu yapıtta konu olarak imparator Ti-tus’un kazandığı zaferler işlenmiştir. Ayrıca diğer önemli bir örnek de Roma’daki Marcus Aurelius (Marküs Avrelyüs) Sütunu kabartmalarıdır. Anadolu dışındaki Roma evlerinin en güzel örnekleri ise İtalya’daki Vezüv Yanardağı’nın külleri altında kalan Pompei’de ortaya çıkarılmıştır. Roma sarayları, evlerin büyük boyutlu biçimleridir. Saraylar daha gösterişli, mermer kaplamalı olarak yapılmıştır. Kaynak: Doc. Dr. Mehmet Zeki iBRAHiMGiL ( Lise Sanat Tarihi 1)
12 Roma resim sanatının örnekleri, freskler ve mozaiklerde izlenir. Bu dönemin en ba ş arılı örnekleri Pompei’de bulunan ev ve mezar kalıntılarında görülmektedir (170. görsel). Ayrıca Romalıların ah ş ap panolar üzerine tablolar yaptıkları da bilinir. Anadolu’da Roma Dönemi resim sanatı, yer mozaiklerinden izlenir. Hatay Mozaik Müzesi ile Gaziantep Arkeoloji Müzesindeki MS 2-4. yüzyıllara ait mitoloji konulu yer mozaikleri, Geç Roma sanatının Anadolu’daki örnekleridir. Roma resim sanatının örnekleri, freskler ve mozaiklerde izlenir. Bu dönemin en ba ş arılı örnekleri Pompei’de bulunan ev ve mezar kalıntılarında görülmektedir (170. görsel). Ayrıca Romalıların ah ş ap panolar üzerine tablolar yaptıkları da bilinir. Anadolu’da Roma Dönemi resim sanatı, yer mozaiklerinden izlenir. Hatay Mozaik Müzesi ile Gaziantep Arkeoloji Müzesindeki MS 2-4. yüzyıllara ait mitoloji konulu yer mozaikleri, Geç Roma sanatının Anadolu’daki örnekleridir.Arkeoloji Mozaik resimlerinin en ünlüsü MÖ 4. yüzyılda yapılan, bir Yunan resminin kopyası oldu ğ u tahmin edilen ve Pompei (Pompey)’de bulunan “ İ skender” mozai ğ idir. Mozaik resimlerinin en ünlüsü MÖ 4. yüzyılda yapılan, bir Yunan resminin kopyası oldu ğ u tahmin edilen ve Pompei (Pompey)’de bulunan “ İ skender” mozai ğ idir. MS 2-3. yüzyıl mozaik sanatında, göz yanıltıcı perspektifle yapılmı ş manzaraların yanı sıra geometrik düzenler arasına serpi ş tirilmi ş figürler ve süslemeler de yaygındır. MS 4-5. yüzyıla kadar uzanan Geç Roma Döneminde ise figürlerin kayna ş tı ğ ı büyük düzenler olu ş turulmu ş tur. Roma mozaik sanatı, Erken Hristiyan ve Bizans sanatını da etkilemi ş tir. MS 2-3. yüzyıl mozaik sanatında, göz yanıltıcı perspektifle yapılmı ş manzaraların yanı sıra geometrik düzenler arasına serpi ş tirilmi ş figürler ve süslemeler de yaygındır. MS 4-5. yüzyıla kadar uzanan Geç Roma Döneminde ise figürlerin kayna ş tı ğ ı büyük düzenler olu ş turulmu ş tur. Roma mozaik sanatı, Erken Hristiyan ve Bizans sanatını da etkilemi ş tir. Roma Resim Sanatı
13 Bu dönem sanatı tamamen dinin etkisinde gelişmiştir. En önemli yapı tipi kilise ve katedrallerdir. Katedral, bir kentin büyük kilisesidir. Yapılarda Latin haçı bazilikal plan uygulanmıştır. Katedral ve kiliseler genellikle üç netlidir. Orta nef, yan netlerden daha geniş ve yüksektir. Roman katedrallerinde, kilise korosunun yer aldığı koro bölümünün altına kripta denilen yer altı mezarı eklenmiştir. Yapılar içten çapraz tonoz, dıştan sivri çatı ile örtülüdür. Yapılarda netleri birbirinden ayıran payeler ve sütunlar oldukça kalındır, küp biçimli başlıkları vardır.
14 İlk çağda, savaşçı bir toplumda hayat bulan Roma sanatının, siyasi erkin gücünü göstermek üzere “propaganda” amaçlı ilerlediği ve icra edildiği; Yunan sanatının ise propagandadan uzakta, yalnızca estetiğe önem veren bir sanat anlayışına sahip olduğu söylenmektedir. Peki propaganda tam olarak nedir? Propaganda: Bir öğreti, düşünce veya inancı başkalarına tanıtmak, benimsetmek ve yaymak amacıyla söz, yazı vb. yollarla gerçekleştirilen çalışmadır.(TDK) Buradan hareketle diyebiliriz ki bu kavram, sadece siyasi ve politik içerikli bir kavram değildir. Yani Romalı Konstantin’in, sadece baş kısmı tonlarca ağırlığında olan heykeli ne kadar siyasi erkin propagandasıysa; bir Yunan tapınağı olan Parthenon frizlerindeki figürlerin hepsinin genç, dingin ifadeli, kaslı ve çırılçıplak tasvir edilmesi de, Perikles’in ve toplumun çoğunluğunun “ideal insan görünümü” düşüncesinin bir propagandasıdır. Her iki sanat da egemen olan erki veya düşünceyi kabullenmeyen insanları ötekileştirmektedir.
15 Roma’da savaşşsız bir düzen hakimiyeti olduğundan sanata oldukça fazla vakit ayırmışlardır. İmparatorluk sarayı atölyeleri yalnızca imparator hizmetinde üretim yapmaktadır. İmparator’a üretilen bu cam eşyalara ‘lüks obje’ denmektedir. Bu cam objelerinin Romada stratejik özelliği iyi ilişkiler geliştirmek için diğer İmparatorlara hediye etmek üzere gönderildiği bilinmektedir.Roma’da camın henüz yaygınlaşmadığı dönemde üretim ile süsleme tekniği bir arada yapılmaktadır. Cam sadece İmparator’a yapıldığından üretilen her ürün lüks obje olarak sayılmaktadır. Bu dönemde kaburgalı kaseler, dökme cam örnekleri ve bezeme teknikleri görülmektedir. Bezeme ise cam şekillendirilip soğuduktan sonra kesme tekniği kullanılarak yapılmaktadır. Kesme tekniğini ise iki şekilde yapıldığı bilinmektedir; birincisi çark üzerinde ikincisi ise serbest elledir. Döküm tekniğinde ise büstlerin yapıldığı görülmektedir. Üretim ile süslemenin bir arada yapıldığı eserler mozaik cam kaselerde görülmektedir. Romalılar bu cam mozaik kaselerin içine genellikle kadın yüzünü betimlemişlerdir. İç dekorasyona önem veren Romalılar aynı zamanda duvarlarda pano olarak mozaikleri de kullanmışlardır. Bu dönemde cam takı malzemesi olarak da kullanılmıştır.İ.S. 1.yy. cam sanatı için bir dönüm noktasıdır. Cam yaygınlaştıktan sonra ustalar tekniklerini geliştirmişlerdir. Üfleme tekniği bu dönemde ortaya çıkmıştır. Bu teknik ile birlikte günlük kullanılan cam eserlerin sayısı oldukça artmıştır. Cam günlük kullanım objesi olduktan sonra ekonominin içine girmiş ve halka indirgenmiştir. İmparator Dioklatianus camda fiyat tarifesini ortaya çıkarmıştır.Endüstri haline gelen camla birlikte üfleme tekniği gelişmiş ve böylece daha özgür ve özgün eserler üretilmiştir. Artık mitolojik kökenli hikayeler cam da süsleme aracı olarak kullanılmaktadır. İstiridye, üzüm, boynuz gibi çeşitli formlarda şişeler üretilmeye başlanmıştır. Sidonlu ustalar artık ürettikleri camın üzerine imzasını atmaya başlamıştır. 4.yy. Roma İmparatorluk sisteminin parçalandığı bir yüzyılı içermektedir. Doğu ve Batı’da devlet sistemi dil, antik kültür aynı kalmıştır fakat din değişmiştir. Doğu Hristiyan Batı ise Pagan inanışındadır. 4.yy. erken hristiyanlık, geç antikite veya geç Roma erken Bizans olarak adlandırılmaktadır. Bu değişim sanatı da etkilemiştir. Hristiyanlığa vurgu yapan bir grup eserlerin üretildiği bilinmektedir. Altın Sandviç tekniği ile yapılan camlarda genellikle İsa’nın betimlendiği görülmektedir. Bu yüzyılda deneysel yöntemlerin hakim olduğu ilginç bir dönem olarak tanımlanabilir.
16 Heykeltıraşlar (Romalılar Heykeltıraşlarını Nerede ve Nasıl Buldular?) Kuşkusuz bu soruya Romatarihinin değişik dönemleri içinfarklı yanıtlar verilebilir. ÖrneğinRoma tarihinin başlangıçlarındaözellikle Etrüsklü sanatçılarRomalıların resim, heykel vekabartma ihtiyaçlarını tatmin edici bir şekilde karşılamış olmalıdırlar.Adı bilinen ilk heykeltıraş Etrüskkenti Veii’de faaliyet gösterenVulca’dır. Atölyesinden çıkan pişmiş toprak heykeller Roma’dakiJupiter Capitolinus tapınağını süslemiştir.Roma, İ.Ö.6.yüzyıldan itibaren Etrüsklü sanatçıların yanında Orta İtalya’nın yerlisanatçıları ile Güney İtalya kıyılarında kurulu Hellen kolonilerinden gelenleri de kendineçekmeye başlamış olmalıdır. Nitekim yazılı kaynaklar da bu doğrudan ilişkiyionaylamaktadırlar. Halikarnassoslu Dionysos’tan Roma’da İ.Ö.484 yılında inşa edilen Cerestapınağının süslenmesi ile görevli iki Hellen sanatçı olan ressam Damophilos ile heykeltıraşGorgasos’u tanımaktayız. Gorgasos, Ceres’in bronz heykelini yapan heykeltıraş olmalıdır.Romalılar İ.Ö.3.yüzyılın başlarından itibaren önce Güneyİtalya ve Sicilya’daki Hellenkolonileri ile ardından Hellas’takiegemenlerle çatışma dönemi boyuncaHellen heykeltıraşlarının yaklaşık 200yıldan beri yarattıkları ve kentlerisüsleyen başeserlerle karşı karşıyageldiler. Bu karşılaşma henüz her bakımdan fakir Romalılarda kültürelşok etkisi yaratmış olmalıdır. Dahasonraları Yaşlı Plinius (örneğin Naturalis Historia’nın kimi bölümleri)gibi Latin yazarların Lysippos,Phidias, Polykleitos ve Praksitelesgibi heykeltıraşlar ve eserleri hakkında bilgi sahibi oldukları anlaşılmaktadır. Buheykeltıraşların ve tanınmış eserlerinin ünü yüzyıllar boyunca unutulmamıştır. Marcus PorciusCato gibi bir muhafazakar devlet adamı tarafından, Hellen eserlerine ve Hellen yaşam biçimlerine karşın bu denli ilgili olmaları nedeniyle eleştirilmiş olmalarına rağmen, Romalılar 4 bu eğilimlerinden hiç vazgeçmemişlerdir. Bunda İ.Ö.3.yüzyıl sonlarında başlayan Hellensanat harikalarının da aralarında bulunduğu savaş ganimetlerinin geçit törenlerinin ve Romalıüst sınıflar arasında yaygınlaşan koleksiyonculuğun büyük payı olmuştur. Bu savaşganimetleri arasında sadece heykeller değil 300 yıllık bilgi birikimi ile donatılmışheykeltıraşlar da yer almıştır. Örneğin İ.Ö.188 yılında Aitolialıları yenen Fulvios Nobilioryanında savaş esiri olarak çok sayıda sanatçıyı Roma’ya getirmişti.
17 Heykel ve Kabartma yapmak İçin hangi Malzemeler Kullanılıyordu? Palatinus tepesindeki Romulus’un İ.Ö.8.yüzyıldan kalan evive miğfer biçimli urneler bronz ve sırlı seramikten yapılmışlardı.Etrüskler ise heykellerini, bronz, pişmiş toprak ve yerel taştanyaptılar. İlk Roma heykelleri de Etrüsk örneklerini izledi.İ.Ö.6.yüzyılın sonlarından “ Lupa Capitolina ”, İ.Ö.4.yüzyılınsonlarından “Brutus” ve erken 1.yüzyılın eseri “Arringatore” bronzdan yapılırken İ.Ö.2.yüzyıldan olan ve Via.S.Tregorio’unalınlığındaki heykeller pişmiş topraktır. Aynı zamanda Romakentinde yapılmış olan heykellerde de yerel tufa ve travertin de 6Şekil 6Şekil 7Şekil 8 kullanılmıştır. Özellikle bir tür kireç taşı (travertin) İ.Ö.1.yüzyılda popüler olmuştur.Ancak heykelin temel malzemesi her zaman mermer olmuştur. İmparatorluğun birçokyerinde mermer ocakları vardı ve ticareti tüm Roma dünyası içinde yaygın olarakyapılmaktaydı. Mermer ocağı için kullanılan kelime Latince “ metallum lapicidina” idi.Cumhuriyet döneminde özel girişimciler tarafından işletilen mermer ocakları Augustus’tanitibaren devlet kontrolü altına alındı.
18 Urartu Tanrıları Ḫ aldi ile Teişeba'nın Kabartmaları Fırtına Tanrısı Teişeba Ḫ aldi ile Teişeba'nın Birlikte Rölyefi Anadolu Medeniyetler Müzesi Ankara Yüce Evren Tanrısı Ḫ aldi
19 URARTU DİNÎ RİTÜELLERİNDE KULLANILAN KAZAN ÖRNEKLERİ Âyinlerde kullanılan bir kazan Güneş tanrısı Şivini'nin karısı tanrıça Tuşpuea
20 CENAZE TÖRENLERİ Cenaze töreni bölgeler arasında farklılıklar göstermektedir. Araştırmacılar Urartu kültürünün karakteristik bir cenaze töreni olmadığını ve defin törenlerinin değişiklik arzetttiğini saptamışlardır. Mezarlar içinde yakılan cesetlerin küllerinin yanı sıra bilezik, kemer, ve bronz eşyalar da bulmuşlardır. Bu bulgulardan Urartuların ölümden sonra bir yaşama inandıkları sonucuna varılmıştır. Yerleştirilen kül, Cesetlerinin yakılması ardından Urn gibi yerlerde toprağa gömüldükleri, bazen de, küllerin saksılar içine doldurulduktan sonra saklandığı anlaşılmıştır. Urartularda yaygın cenaze şekli cesetlerin yakılması yönündedir. Bu yöntem öncelikle saraylarda krallara yapılan törenlerde uygulandığı düşünülmektedir. Van Kalesi-Tuşpa'da kral küllerinin saklandığı mağaralar bulunmuştur. Van Kalesi'nde Kudüs ve Frig mezarlarına benzer kaya mezarlar ortaya çıkarılmış Mısır antik mezarların inşası ile benzerlikler cenaze törenlerinin çok kültürlülük arzettiğini kanıtlar niteliktedir.Van KalesiTuşpaVan Kalesi Sol Taraf: Tuşpa Van Kalesi bahçesinde bulunan çocukları kurban etmek maksadıyla kullanılan uçurum yeri. Orta: Ḫ aldiler tapınağının duvarındaki fresklerin onarımı. Sağ Taraf: Rusahinili (Toprakkale) Ḫ aldi Tapınağının Kurban Kesme Yeri, İstanbul Arkeoloji Müzesi
21 ÖLÜ GÖMME Urartu'da yakarak veya yakmadan gömü yapılmaktaydı. Yönetici kesim ve olasılıkla aileleri büyük kale ve merkezlerin yakınındaki çok odalı kaya mezarlarına birlikte, diğerleri ise sosyal statülerine göre toprak altına inşa edilen oda mezarlara, basit toprak mezarlara veya yakılarak urne adı verilen küplere gömülmekteydiler. Merkezde Van Kalesi, batıda Palu, Malazgirt ve Altıntepe'de, kuzeyde Aras Nehri'nin güney bölgesinde, doğuda Şangar (İran'da Bastam'ın kuzeyi) gibi önemli yönetim merkezlerinin yakınında çok odalı kaya mezarları bulunmaktadır. Dilkaya Höyüğü, Karagündüz Höyüğü ve Yoncatepe Höyüğü'nde ise soyulmadan günümüze ulaşmış, içinde birden çok gömü bulunan yeraltı oda mezarları incelenmiştir. Ölümden sonraki yaşama inandıkları için ölülerin mezarlarına günlük yaşamda kullandığı yastık, çanak, çömlek v.s. gibi eşyalar konulurdu.Van KalesiPaluMalazgirtAltıntepeAras NehriDilkaya HöyüğüKaragündüz HöyüğüYoncatepe Höyüğü Sol Taraf: Erebuni'deki Kral I. Argişti tarafından inşa edilen tapınak (Argişti Vakfıyyesi). Orta ve Sağ Taraf: Karmir-Blur'de yapılan kazılar neticesinde ele geçirilen Ermenistan'daki Sardarapat ve Erebuni Müzelerinde korunan taş putlarErebuniI. ArgiştiErmenistanErebuni
22 DİNÎ MÂNÂLAR İÇEREN HAYÂT AĞACI VE YILAN RÖLYEFLERİ MiğferMiğfer, fildişi, silindir mühür, ve freskler üzerine resmedilmiş hayat ağacı ve yılan görüntülerifildişisilindir mühürfresklerhayat ağacıyılan Urartu Kralı II. Sarduri'nin miğferi Sol Taraf: Teişebaini yakınlarında Kızıl-Tepe/Karmir-Blur'de yapılan kazılarda ele geçirilen üzerinde hayat ağacı ve yılan motifleri bulunan süslü bir miğfer. Üzerinde: "Argişti oğlu Sarduri bu miğferi ilâh Ḫ aldi'nin adına ithaf eder," diye yazmaktadır. Sağ Taraf: Kask üzerinde, kanatlı tanrı figürleri ve yaşam ağacı motifleri içeren bir kesit. (Ermenistan Tarihi Müzesi, Erivan).Teişebainihayat ağacıyılanArgiştiilâhKaskyaşam ağacıErmenistanErivan Sol Taraf: (Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Ankara): Tipik Urartu fildişi oymacılık sanatı, Toprak-Kale (Rusahinili), Van. Türkiye'de ilk kazılar 1879 yılında İngiliz Konsolosu tarafından yapıldı. Yapılan bu kazılarda, kraliyet kalkanları, takılar, dekoratif frizler, taş ve benzeri eşyalarından oluşan bir dizi değerli sanat eseri ele geçirildi. Bu buluntuların çoğu British Müzesi'nde bulunmaktadır. Orta: (Ermenistan Ulusal Tarihi Müzesi, Kızıl-Tepe/Karmir-Blur, Yerevan): Üzerinde yılan kabartması bulunan bir silindir mühür. Sağ Taraf: (Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Ankara): Hayat ağacına olan hayranlığı ve ona yapılan ibâdet sahnelerini betimleyen bir el yapımı fresk, Altıntepe.Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Ankarafildişi VanTürkiyeBritish MüzesiErmenistanYerevan silindir mühürAnadolu Medeniyetleri Müzesi, AnkaraHayat ağacınaibâdetfreskAltıntepe
23 DİNÎ MÂNÂLAR İÇEREN HAYÂT AĞACI VE YILAN RÖLYEFLERİ Sağ: Okluk. Orta: Duvar içinde yer alan bir fresk. Sol: Tanrıça Arubaini (Arubani, Uarubaini, Uarubani ; Urartu: D 'a-(a-) RU-BA-(I-) Ni / UA-RU-BA-Ni) - Yüce Kadın Tanrı ( Ḫ aldi'in karısı) Bronz Heykelciği; Teişebaini, Ermenistan Tarihi Müzesi.TanrıçaTeişebaini Damar delikleri bulunan bir urne, Kızıl-Tepe (Karmir-Blur, Erivan), Erebuni MüzesiErivanErebuni
24 DUVAR RESİMLERİ Mezopotamya'da kültürlerinde popüler olan duvar resimlerine benzer bâzı renkli duvar resimleri Erivan- Erebuni Kalesi içerisinde korunarak günümüze dek ulaşmayı başarmışlardır. Antik Yakın Doğu sanatının şahaserleri arasında yer alan bu resimlerden bâzıları Erivan'da Erebuni Müzesi'nde teşhir edilmişlerdir.Erivan Erebuni KalesiErivanErebuni
25 ÇANAK-ÇÖMLEK VE OYMACILIK Devletin kuruluşu ile birlikte ortaya çıkmış gözüken parlak kırmızı astarlı çanak-çömlek grubu yönetim merkezi ve önemli Urartu kalelerinde bulunmaktadır. Halkın ürettiği yöresel ve geleneksel mallar da kullanılmaya devam etmiştir Sol Taraf: Karmir-Blur (Kızıl-Tepe)’de bulunan bir bronz kalkan. Orta: Seramik tencere. Sağ Taraf: Ağaç üzerine nakşedilmiş bir oyma süs.
26 Sol Taraf: Toprakkale'de yapılan kazılar sırasında ele geçirilen Şamdan. Sağ Taraf: Soldaki Şamdan'ın üzerinde yer alan fildişi heykelin büyütülmüş hali, Anadolu Medeniyetleri Müzesi. Anadolu Medeniyetleri Müzesi Toprakkale'de bulunan Urartu tanrılarının kemikler üzerine oyularak yapılmış Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde sergilenen heykelleri.Anadolu Medeniyetleri Müzesi Karmir Blur (Kızıl-Tepe), Ermenistan Ulusal Tarihi Müzesi'nde bulunan tahtadan yapılma bir at başı. ÇANAK-ÇÖMLEK VE OYMACILIK
27